GIDA TAKVİYELERİ ÜZERİNE

GIDA TAKVİYELERİ ÜZERİNE

Sağlıklı ve kaliteli yaşam özellikle bu pandemi günlerinde en dikkat çeken konulardan biri olmuştur. Bu noktada hemen hemen her firmanın bu konuda bir gıda takviyesi ürünü piyasaya sürdüğü bu günlerde gıda takviyesinin önemini anlamak yerinde olacaktır.

Öncelikle gıda takviyeleri Türkiye Cumhuriyeti mevzuatında gıda ürünü sayılıp, ilaç yerine kullanılmamaktadır. Bu nedenle ruhsatları Tarım ve Orman Bakanlığı’na bağlıdır. Bu noktada, Gıda takviyelerinin tanıtım ve pazarlamalarına ilişkin kurallar Türk Gıda Kodeksi Sağlık Beyanları Yönetmeliği’nde tanımlanmıştır.

Peki gıda takviyelerine sanki bir ilaç muamelesi nereden gelmektedir? Bu durum özellikle bizim gibi doğu kültürlerinde, biraz ilaçlara ve batı tıbbına karşı güvensizlikten, biraz şifa kavramına olan bakış açısından ileri gelmektedir. Özetle batıya nazaran tıp tarihimizin ve bilgimizin çok eskilere dayanması ve bakış açılarının farklı olması ve son zamanlarda doğal olan özlem bu tabloyu ortaya çıkarmaktadır.

Araştırmalar, gıdanın fonksiyonel bileşenleri, sağlık ve refah arasında bir ilişki olduğunu kanıtladı. Böylelikle gıdanın fonksiyonel bileşenleri hastalıkların tedavisi ve önlenmesinde etkin bir şekilde uygulanabilmektedir.

Elbette, bilinmektedir ki bağışıklık sisteminin güçlü olması demek, dışarıdan gelen zararlı mikro organizmalara karşı güçlü durabilmek ve sağlıklı kalabilmek demektir. Hastalıkları kolay atlatabilmek yaşam kalitesini korumak demektir. Bu noktada, bağışıklık sisteminin gücü vitaminler, mineraller ve bitkilerde bulunan bazı fenolik bileşenler (mikro besin) ile desteklenebilmektedir. Ancak vitaminler vücutta üretilemezken bazı minerallerinde dışarıdan alınması gerekmektedir. Bu ihtiyaç ise besinler ile karşılanmaktadır. Temel sorunsal da burada ortaya çıkmaktadır. Günlük ihtiyaç duyulan vitamin ve mineraller günümüzdeki besinlerin içerisinde yeterince var mı?

Cevap, David Thomas’ın çalışmasındadır. 1927'de, Londra Üniversitesi'ndeki King's College'da başlatılan bir çalışma sonucunda, 1940 ile 1991 yılları arasında sunulan yiyeceklerin kalitesindeki herhangi bir çeşitliliğe ilişkin bir fikir vermek için, 27 çeşit sebze, 17 çeşit meyve, 10 parça etin mineral içeriğini karşılaştırılmıştır. Bu süre zarfında bu gıdalardaki mineral ve eser elementlerde önemli bir kayıp olduğunu ortaya konmuştur. Aynı zamanda, uygunluk ve doymuş yağlar, yüksek oranda işlenmiş etler ve rafine karbonhidratlar içeren, genellikle hayati mikro besinlerden yoksun, ancak renklendiriciler, aromalar ve koruyucular da dahil olmak üzere bir kimyasal katkı kokteyli ile paketlenmiş önceden hazırlanmış yiyeceklere doğru hızlı bir değişim olmuştur. Bu değişikliklerin, diyetle indüklenen kötü sağlık düzeyinin yükselmesine önemli katkı sağladığı öne sürülmektedir. Devam eden araştırmalar, mikro besin maddelerindeki eksiklikler ile fiziksel ve ruhsal hastalıklar arasında önemli bir ilişki olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu sorunun çözümü olarak ise gıda takviyesi ürünleri geliştirilmiştir. Temel mantık, günümüzdeki beslenme alışkanlıkları ile alınan besinlerin karşılayamadığı mikro besinleri ek olarak alınmasına dayanmaktadır. Böylelikle sağlığın korunması amaçlanır. Günümüzde kullanımı giderek artan bu ürün grubunda dikkat edilmesi gerekenler, ürünlerin toksik olmaması, hammaddelerin doğal olması, RDA değerlerine uygun ve günlük ihtiyaçları karşılayacak içerik miktarına sahip olmasıdır.

Bu Sitede, kullanıcı deneyimini geliştirmek ve internet sitesinin verimli çalışmasını sağlamak amacıyla çerezler kullanılmaktadır. KABUL EDİYORUM